” Hayata Dair Hersey “

Mevlana‘nın cok guzel bir sozü vardır belki bilirsiniz. ” Siz ne kadar bilirseniz bilin sizin bildiğiniz karşınızdakinin anladığı kadardır” .. Evet gercekten bu cok doğrudur. Siz alim de olsanız dünyanın kabul ettiği bir deha bile olsanız sizin bütün bildiğiniz sadece karşınızdaki insanın anlama kapasitesi ve zekasıyla sınırlıdır o noktayı asla aşamazsınız. Almaz zaten .. Bu yuzden birşeyleri karşınızdaki mal arkadasa anlaması için kendinizi yırtmayın eğer anlamıyorsa.Bu durumda en iyi şey onu kendi haline bırakmak olacaktır.
İşte olsun aile hayatında olsun sosyal hayatta olsun bu tür insanlar devamlı karşımıza cıkacaktır vede cıkıyor yarında cıkacaktır sonraki günde. Bu yuzden eğer devamlı insanlarla haşır neşir olmanız gereken bir sektörde ise işiniz bu kuralı mutlaka katiyen uygulamanız lazım diye dusunuyorm. Bu durumlarla en sık karsılasan insanlardan ve meslek gurubundan biri de Müşteri Hizmetleri Operatörleridir.
Çunku tüm konusmalar kayıt altına alınır. Bu yuzden en ufak bir memnuniyetsizlikte veya şikayet halinde kayıtlar dinlenir. Kiminle nasıl biriyle konustugunuzu bilmeden adamın profilini kafada cizersiniz. veya ses tonundan analiz yaprsınız. Ama yazının başında da yazdığım gibi siz ne kara işinizde iyi olursanız olun bir müsteri hizmetleri temsilcisi olarak ne kadar sabırlı olursanız olun yapabileceğiniz herşey telefonun diğer ucundaki kişinin kapasitesi ile sınırlı oldugunuzdan sizi çileden çıkarması her zaman sözkonusudur.
- Bir sorunum var.
- Nasıl bir sorun?
- Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti?
- Gitti mi?
- Yok oldu!
- Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?
- Hiç bir şey.
- Hiç bir şey mi?
- Yazdığım hiç bir şey ekrana çıkmıyor.
- Hala Wordperfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?
- Bunu nereden bileyim?
- Ekranda bir “C” harfi görüyor musunuz?
- Bir “hece” mi…
- Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mi?
- Söyledim ya hiç bir şey yazmıyor.
- Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
- Monitör ne?
- Ekranı olan yer, televizyon gibi… Çalıştığını
gösteren küçük bir lamba var mi?
- Bilmiyorum.
- Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?
- Evet.
- Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mi bana söyleyin.
- Bağlı
- Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?
- Görmedim.
- Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.
- Evet buldum.
- Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakin.
- Kabloya ulaşamıyorum.
- Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?
- Olmuyor.
- Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız….
- Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.
- Karanlık?
- Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.
- Ofisin ışıklarını yakın.
- Yanmaz.
- Neden?
- Elektrikler kesik.
- Elektrikler mi kesik. Tanrım…!(kısa bir sessizlik)… Bilgisayarın kutusu, kitapları herşeyi duruyor mu?
- Evet dolapta.
- Simdi bilgisayarı sökün , aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.
- Durum bu kadar kötü mu?
- Korkarım öyle!
- Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?
- “Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım” diyeceksiniz…
Kendi sözlerimi kendi klavyemdem kendi bakışaçımla gunluk hayatta dair düşünce ve yorumlarımı sizinle paylaşmak istedim.
Yorum Yaz